Resim: Mersin

Gökten Gelen İman

Türkçe İncil’i ilk kez İskenderun’da bir kitapçıdan temin ederek okumaya başladım. Henüz ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi idim. Hatırladığım kadarı ile, 1956-1957 yıllarıydı. Şimdi 58 yaşındayım. O yıllardan 1999 yılına kadar geçirdiğim deneyimlerde düşüşlerim ve tekrar kalkışlarımla İncil’e göre kaybettiklerimle kazandıklarımı fark ediyorum.

İncil’i okuduğum o yıllarda İsa Mesih’i dağdaki sözleri (İncil, Matta 5:7) nedeniyle güçlü ve ilginç buldum. Anlattıklarında beni çeken şey, O’na inanmak ve güvenmek idi. Öğrettikleri bende O’nu izleme isteği uyandırmıştı. Derslerimi ikinci plana bırakıp İncil’i okumayı ve düşünmeyi ilk plana aldım. İstekle O ’nun peşine takılı verdim. Sözleri yüreğimde yer etti. O’nu benimsemiş ve sevmiş olacağım ki, sınıf arkadaşlarıma O’nu övmekten kendimi alamadım. Fakat deneyimsiz olduğum için İncil’de yazılı şeyleri henüz hayatıma almış değildim. Sadece içimde bir benimseyiş ve özlem gelişi vermişti. Sanırım bunlar duygularımda da bazı değişiklikler yapmaya başlamıştı.

İncil’de okuduğum İsa, beni o denli etkilemişti ki, O’nun anlattıkları sayesinde kendi yaşantımda ki çapraşıklığı görmeye başlamıştım. Sadece bu kadar değil; geçmişteki günahlarımı da hatırlamaya ve üzülmeye başlamıştım. Bir defasında bozuştuğum bir arkadaşımı hatırlayı verdim. Mesih İsa’nın hatırı için, gururumu hiçe sayıp onunla barışmaya gittim. Bu kararlı yürüyüşümün bereketini o günden beri zaman zaman hatırlarım. Anlıyordum ki, İsa’nın verdikleri güçlü, etkili ve kalıcıdır. İsa Mesih’ten gelen şeyler insanın yaşam biçimini değiştiriyor ve derinleştiriyor. Ortaokul yıllarından bu yana şahit olduklarım bu kanıya varmama neden oldu.

Bende güven duygusu oluşturan İsa Mesih, İncil’de ki anlatımı ile Allah’ı ‘Baba’ diye tanıtıyor. O ’nun anlattığı Allah, korku veren bir Allah olarak değil, güven ve cesaret veren “Göksel Baba” olarak karşımıza çıkıyor. Bir çocuğun babasıyla konuşması gibi, göksel Babamız da kendisiyle öyle konuşmamızı istiyor! Ve bunu gerçekçi bir dille anlattığı için benim cesaret ve güvenle dolmamı sağladı. Acılarımı, şükranlarımı rahatlıkla söyleyebileceğim ve içimi kendisine açabileceğim bir Babamın bulunduğunu öğrendim. Bu kadar iyi yürekli ve seven bir Allah’ımız olduğunu işitmemiştim. Allah’ı en iyi bilen biri olmalıydı ki, O’nun konuşmaları bu derecede güven ve sevinç verici olabilsin! İsa Mesih, Baba’nın bağrından kopup gelmiş biri gibi konuşuyordu. Ve ben, okuduğum İncil’deki bu sözlerden etkilenivermiştim.

Geçmişteki peygamber gibi, “Rab şöyle dedi” şeklinde konuşmadı. Fakat “Ben size derim,” diye konuştu. O’nun bütün konuşmaları, hakimiyet ve güven verici nitelikte olmuştu. Ne zaman İncil’i okusam, O’nun söylediği şeylerin aynen yerine geldiğini fark ediyor ve seviniyorum.

Liseyi bitirip 1961’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. Üniversiteliliğin gururuna kapılarak Allah’a olan inancımı yitirdim. “Her şeyi insan yaratmıştır,” düşüncesiyle salt bilime ve bilimsel araştırmalara umut bağladım. Aylarca bu düşünceyle yaşadım. Bir belirsizlik ve sinirlilik içinde idim. Olayların şiddeti karşısında kendi kendime sükunet telkin edecek güçte olmadığımı da seziyordum. Derin huzura ve sükunete muhtaç olduğumu, gençlik ideallerim yüzünden göremiyordum.

Bu belirsizlik durumu birkaç ay sonra değişiverdi. İstanbul’da bulduğum Bible Flouse Hıristiyan topluluğu, hafta sonlarında katıldığım yer oldu. Vaazlar, ilahiler, dualar hep Türkçe oluyordu. Üyelerinin samimiyetleri, sevgi ve konukseverliği, yaşadıkları ruhani hayatın bir göstergesiydi. Kısa zamanda bu insanlara ısındım. Onların bir parçası gibi oluverdim. Ateistlik düşünce ve yaşamından tekrar İncil kanalına giriverdim. Umutlarım tazelendi ve belirsizlikten kurtuldum. Allah’a tekrar inanmaya başladım.

İki yıl sonra Rab İsa Mesih’in isminde vaftiz olarak Allah’ın ruhsal çocuğu oldum. Fakat deneyimlerden geçmediğim için, taşıdığım insancıl tabiatımı ruhsal hayatta hesaba katmıyordum. İncil’e aykırı olan yemin etmek ve kötü sözler söyleme tabiatımdan vazgeçmiş olduğumu o zaman fark etmiştim. Tüm alışkanlıklarımı terk edemediğimi, günlük yaşamımda karşılaştığım deneyimlerde görüyordum. Benliğime dokunan şeylerde hemen öfkelenip kendimi savunuyor, karşımdakileri suçluyordum. Bu tabiatım, uzun süre beni rahat bırakmadı.

İnanlılar topluluğunda dinlediğim teşvik edici vaazlar ve Hıristiyanların tanıklıkları ile okuduğum İncil sözleri “İyi” kavramının tohumlan gibi benliğimin ta derinlerine ekildi. Ama ah, o kötü tabiatım! Ya o ne olacaktı? Tüm sorunum kötü huylarım idi! Bunlar da daha önce bana ekilmiş olan kötü tohumun ürünleriydi. Kutsal yaşamın tohumları içime ekilirken onları arzu ile su gibi içtim. Fakat kötü huylarım sergilendikçe utanç ve üzüntü içinde düşüncelere dalıyordum. “Ben de böyleyim işte!” diye elem çekmeye başladım. İsa’nın söylediklerini seviyor ve benimsiyordum ama bir türlü yeni bir hayatım olmuyordu.

İncil’den aldığım hazzı, düşünce âleminde yaşarken pratikte hep başarısız oluyordum. Pavlus’un dediği gibi, yaşayışımı Mesih’in müjdesine layık bulmadım. Adeta çelişkiler içinde buluverdim kendimi. Mesih İsa gibi yaşama arzusuyla dopdolu olmama rağmen aynı yaşamı uygulamaya dökmeyi bir türlü başaramadım. İlerdeki acı deneyimlerle bunu öğreneceğim varmış.

Çelişkiler, düşünce aleminde de sık sık oldu. Kilise oturumunda vaazlar dinlerken ve ruhsal bereketi ararken aniden kötü düşünceler de geliyordu. O kutsal havaya yakışmayan bu düşüncelerden dolayı suçluluk duygularıma kapıldığım günlerde çok tedirgin oluyordum. Mesih’in ardınca yürüyen biri olarak, bu hususta acılarım oldu. Aradan yıllar geçtikten sonra, bu günlerde, “Mesih inanlısı’nın ruhsal savaşı” deyimiyle ne demek istendiğini şimdi daha iyi kavradım. İyi düşünceler ile kötü düşünceler arasındaki bu zıtlaşmayı, psikiyatri alanında “ruhsal çatışma” yahut “conflict” diye tanımlıyorlar. Şimdi burada bir özelliğe değinmek istiyorum. Bunu soru-cevap şeklinde anlatmak istiyorum. Soru şu: Mesih ruhunu almamış birinin düştüğü CONFLİCT olmuyor mu? Cevap: Evet, oluyor. ‘İyi’ kavramlar o kişiye aşılanmışsa, kötü düşünceler onu rahatsız edebilir. Mesela, anasına yahut bacısına karşı uygunsuz düşüncelerin kafasına musallat olması ve yerleşmesi o kişiyi çok rahatsız eder. Bu düşüncelerin nereden kaynaklandığını bilmediği için hep kendini suçlar ve aklını kaybederek sakat hale girer. Halbuki Rab İsa bu hususta kutsal ışığımız olduğu için, ruhsal bir çatışma içende bulunduğumuzu ve bu savaşı Mesih’in gücüyle kazanacağımızın imanı, ümidi, sevinci ve esenliğiyle bizi destekler.

Bu andan itibaren kötü düşüncelerin etkisi kaybolup gider. Mesih’ten uzak olan kişilerin ‘düşünceler savaşındaki’ yenilgileri, sakatlanmalara neden olmaktadır. Mesela, sırf kötü düşüncelerden kurtulmak için alkollü içki alemleri yapanların sayısı hayli kabarık. Bu yolu seçenlerin sık kullandıkları “efkar dağıtmak” deyimi çok tanınmıştır. Burada alkollü içkinin zararlarından söz etmiyorum. Alkollü içkinin tesiri geçer, gene efkar ağır basar; ve insan bu yolda mahvolup gider.

İnsanların birbirlerini öldürme eylemleri, onların kötü tasavvurlarının ve bu işi yapma dürtülerinin sonucudur. Kötü düşünceler deyip geçmemek gerek. Rab İsa’nın şu sözü tam bu noktada, alacağımız kararın kilit noktasıdır: “Burada kalıp benimle uyanık durun!” (İncil, Matta 26:38). Düşünceler savaşında yalnız mıyız? Yoksa Rab’bin bizimle beraber olmasını isteyelim mi? En akıllıca karar İncil müjdesindeki Mesih ile yürüyüp, Mesih’te yaşamaktır. Önceleri bunun derinliğini anlayamamıştım. Kötü düşüncelerin saldırılan ile karşılaştığım zamanlarda İncil’den ve müjdelendiği güçlü yaşamdan ayrılma dürtüsü bile hissettiğim olmuştu. Daha sonra anladım ki, geçmişimdeki kötü düşüncelerle çok mücadele etmiş ve çok yorulmuştum. Halbuki Rab, “Benimle uyanık durun,” dediğinde tam bu noktayı işaret ediyordu. Ölüm derecesindeki keder saatlerimizde; tek yardımcımız ve güç kaynağımız Rab ve Kurtancı İsa Mesih’tir. Bu kanaatimi bugün yazıyorum. 15-20 yıl önce bu kanıya böyle malik değildim.

Öğrencilik yıllarımda İstanbul’da iken geçirdiğim ilk büyük deneyim İsa Mesih’e olan inancımı yitirişim olmuştu. Kilise toplumunda, kendimi iyi bir imanlı olarak empoze etmiştim. Kendimi, iman kahramanı olarak hayal ettiğim zamanlar olmuştur. O halime şimdi gülüyorum. Bu sanırım acı ve ders verici bir deneyime düşeceğimi hiç düşünmemiştim. Olay şöyle cereyan etti: Şimdi hatırlayamadığım bir tarihte Mesih inanlıları ile birlikte İznik’e gitmiştik. Göl kıyısındaki bir lokantada balık yedik. Bu nefis yemekten sonra İznik1i dolaşmaya çıktık. Eski bir kilise kalıntısı ve aynı zamanda arkeolojik değeri olan bir yere girdik. Hakiki İncil’in orada yakıldığı konusunda bir masal dinlemiştim. Müze görevlisi, bu şeyleri anlatırken ona kandım ve kendi inancımı hemen yitirdim. Yüreğime bir soğukluk girdi. Belirsizlik ve umutsuzluk içine giriverdim. Mahvolmuş gibi oldum. Yardım nereden gelecek diye göklere ve çevreme bakınmaya başladım. Hakikati arama arzusu ile tekrar yola çıktım. Tecrübeli imanlılara bu kederimi açıklamadan onlara hakikat hakkında sorular soruyor ve tatminkâr cevaplar bekliyordum. Büyük bir hâzineyi kaybetmiş olmanın acısı ile yaşıyordum. İnsanın Allah’a inançsız yaşamasının, yahut da böyle bir inancı yitirmesinin ne berbat bir şey olduğunu bilmiyordum.

O gün İstanbul’a döndük. Mesih izleyicilerden ayrılıp kaldığım öğrenci yurduna geldim. Üstümü değiştirip o kederli halimle yatağa uzandım. Elemli yüreğimin derinliğinden kopup gelen bir yakarışla Allah’a feryat ettim! Yorgun ve bitkin bir vaziyette son kez, kapıyı bir daha çaldım. Sanırını, bu seferki daha içten ve daha kuvvetli gibiydi. Sesim çıkmıyordu ama, kederimin sesi derindi. Yardım istiyordum. Allah’ı arıyordum. O kimdir? Ve uykuya dalıverdim. Ne oldu ise, bu uyku esnasında oldu: İnsan aklının alamayacağı bir hızla göklere doğru fırlatılmıştım. Bir güç, beni bir yere götürüyordu. Hızın etkisi ile nefes almakta zorlandığını hatırlıyorum. Öyle bir yere getirildim ki, bulut direği gibi döne döne gelen Kutsal Ruh, beyazlar giyinmiş ve sırtüstü yere uzanmış vaziyetteki İsa’nın içine girip doldu. İsa Mesih ayağa kalktı ve benimle konuşmaya başladı. O’nun konuşmalarını başımla onaylıyordum. Hayranlık içinde O’nu dinliyordum. Söyleyeceklerini söyledikten sonra “git,” der gibi beni yolladı ve huzurundan kovulur gibi tekrar boşluğa fırlatıldım. Aynı hızla gene uçuyordum. Gözlerimi açtığım zaman, yatağımda idim. Lambayı yaktım, kâğıt ve kalem aldım. Söylenen sözleri yazmak istedimse de, hatırlayamadım. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen, halen de hatırlayamıyorum. Acaba söylediği o sözleri, zamanı gelince hatırlayacak mıyım? İsa’nın İncil’deki: “Beni görmeden iman edenlere ne mutlu!” sözü, belleğimde yer tuttu sanırım.

1968 yılında fakülteden mezun oldum ve kısa sürede evlendim. Bu evlilik ileride geçireceğim ağır deneyimlerin bir başlangıcı gibi oldu. 1976 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Şirürji dalından mütehassıs olarak mezun oldum.

Hikmetsiz davranışlarım ve öfkeli tabiatım nedeniyle aile dramları yaşadım. Kötü düşüncelerime ve bedensel arzulara kapılarak tekrar dünyasal bir hayat yaşamaya başladım. Bu gibi düşünceler yüzünden İncil’i okuma iştahım kayboldu. Bedenin arzularına göre yaşadığım sıralar sinirlerim gittikçe bozuldu. Öfkeli ve hırçın tabiatım gene sahnede idi.

7.8.1981 tarihinde Rab İsa Mesih’in kurtarıcı sevgisine bir defa daha şahit oldum. O’ndan aldığım cesaret ve güvenle, kendime güvenmeyi bir kenara bıraktım. Beni bana bırakmaması için yalvararak Rab İsa Mesih’e sığındım ve kendimi O’na adadım.

İsa Mesih’e teslim olma kararımdan sonra, kaybetmiş olduğum İncil okuma arzumu yeniden kazandığımı fark ettim. Eski hayatımı teptim ve yeniden arzu ile dolmaya başladım. Rab İsa Mesih uğruna çekeceğim elemleri, geçmişimdeki berbat yaşantımdan çok üstün tuttum. Eskiyi terk ederken yeni yaşama girmiş oldum. İncil’in satırları şimdi daha anlamlı bir şekilde canıma ve ruhuma hitap etmeye başlamıştı. Fakat eskiye ait nelerim varsa, onları birer birer kaybettim. Beni bırakıp çekildiler. Hatta bazıları bana cephe aldılar. Doğruluk uğrunda çekeceğim elemlerin belirtilerini fark etmeye başladım.

Dünyadan kesilip alındığım için yaralanan dünyanın öfkeli soluyuşları üzerime üzerime geliyordu. Evet, geçmişimin utanç veren yaşamını Şeytan şimdi bana karşı bir şantaj olarak kullanmaya başlıyordu. Çarmıh yoluna adımımı attığım 7.8.1981 tarihinden bu yana Rab İsa’nın elemlerine iştirak etmeyi kendime şeref saydım. Doğruluk uğruna gururumu, şerefı mi, itibarımı, mevkiimi, hatta canımı vermeye kararlı olarak Mesih İsa ile yürümekte ve yaşamakta olduğumu öğreniyordum.

Tahrip Edilen Yerine Kalıcı iman! Petrus buna “Ateşle saflaştırılan altından çok daha değerli iman,” dedi (İncil, 1.Petrus 1:7).

Rab İsa Mesih’in sözleri, her çağda olduğu gibi, çağımız insanlarına da olaylarla halen hitap etmektedir. Bu bakımdan Mesih’in İnciline ‘Yaşayan İncil’ yahut ‘Allah’ın Egemenlik Müjdesi’ diye inanıyorum. Bu egemenliği görmemek ve anlamamak, karanlığın insan üzerinde egemen olmasıdır.

Olaylar içinde denemelerden geçmekle neler kaybettim ve nelere üzüldüm? Tırmanmakta olduğum dağın yamacından geçtiğim vadileri ve dar dehlizleri seyreder gibi, geçmişimin hayat serüvenini düşüncelerimde tasvir ediyorum. Çok şeylerden geçmiş, üzüntülerle yoğrulmuş ve kalburlanmış gibiyim. Geçmiş olaylara bir şey ilave edemem, bir şey de eksiltemem. Kendi arzularımla Allah’ın arzuları arasındaki çatışmanın alevleri ile pişmek için yanmışım. Geçmiş savaşlann izlerini bedenimde taşıyorum. Yanan şeyler yok olup giderken, ezik yüreğimde kalan Mesih imanı ile götürülmekte olduğumu şimdi fark ediyorum. O’nun söylediği şu söz, diri ve güçlü yaşamının zaferini bana açıklıyor: “Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın” (İncil, Yuhanna 14:27; 14:1). Ezik yüreğimde hissettiğim bu fark neydi? Mesih’in esenliği!

Olayların ardında görünmeyen gerçek, önce acıdır. Bu acıyla yüreği yanan insan için acı sonradan tatlı oluyor. Deneyimleriyle bu sırı yakalayan insan her acı olayı, tatlısı nasıl olsa gelecek, diye sükûnet, sevinç ve umutla karşılar. “Çarmıh budur, yol budur,” diyerek, Mesih’in acılanan gücünü tanımayı öğreniyorum.

İznik’te dinlediğim masal ile benim eski ve karışık inancım orada yakılıp yok edilmiş fakat Mesih’e olan imanım asla yok edilememişti. İnsan elinin erişemeyeceği yerde gökte saklı olan Mesih imanı yüreğimin derinliğine sessizce taht kurmuştu. Kutsal yaşam işte bu imanla açığa çıkıyordu. Bunu tanımanın ve anlamanın sevinci, yüreğimi Allah’a minnet ve şükranla dolduruyor.

Kaybettiğim iman için çok kederliydim. Her şeyimi kaybetmiştim; kendimi mahvolmuş biri olarak görüyordum. Önceleri kendimi bir kahraman sanırken, ateş çemberinden geçince bizim kahramanlık uçup gitmişti! Şimdi ise, o günlerimi şöyle değerlendiriyorum: Allah’a gerçekten inanıyor muydum? Yoksa, yapay ve iğreti bir imanla mı oyalanıyordum? Evet, kilise topluluklarına karışanlar arasında, ben de Mesih İsa’ya inandığını zannedenlerden biriydim, o kadar. Fakat, gönüllere ve yüreklere bakan Rab İsa hiç gözümün yaşına bakmadan sahte imanımı sergilemiş ve bunu ikiyüzlülüğüme acımadan yapmıştı. Ferisi ve yazıcıları azarlarken de esirgemiyordu sözlerini. “İkiyüzlüler!” diyordu.“Badanalı mezarlar!” diyordu. O ’nun sözleri günümüzde de yankılanıyor. Yani hem Allah’a hem de Şeytan’a hizmet edenlerin durumu bunu açıkça sergiliyor.

Vaftizci Yahya’nın şu sözünü anlıyor ve sevinç ile alkışlıyorum: “Gökten gelen hepsinden üstündür,” (İncil, Yuhanna 3:31). Kaybettiğim inanç yerine hakiki imanın asıl bu iman olduğunu anladım. İnsanın yüreğini temizleyen Mesih İMAN’ı budur! Yerden bitme iman yok olmaya mahkumdur. Fakat, gökten gelen iman her zaman her kuşaktan ve her ulustan insanlara Mesih’in sevgi ve inayetiyle verilmiştir. Bu imana sahip olanlara ne mutlu! Bu iman Kutsal Ruh’un bulunduğu her yürekte filizlenen ve kök salan bir ağaç gibidir. Gelişir ve büyür. İsa’nın Rab ve Mesih olduğuna iman bizi Allah’a ulaştıran sonsuz güçtür.

Fuat EVRİM
Operatör Doktor Mersin